Dün yine gökyüzünün mavi görkemi ve hayalini çizdiğim, bembeyaz bulutlarının altında seni bekledim...


Uzaklarda gülümseyen gökkuşağının renkleri arasında aradım seni, YOKTUN..

Dostluğumuzu söküp attığın gün, yine sesine ihtiyacım vardı..

'İyi misin' demen yeterliydi, ama sen susmayı tercih ettin!

Yokluğun bir canavarın dişlerinde yüreğimi kemirip dururken, söylediklerin yarayı derinleştirmekten başka bir işe yaramadı..Ama yinede; lanet olsun sevmiştim ben seni..

Yaralı yüreğimle gelmiştim sana…Acılarımla konuk olmuştum o dost sandığım tertemiz yüreğine!

Keşke, keşke böyle olmasaydı DOSTUM.

Bu yazdıklarımın yüreğinin acısına adresi yok biliyorum.

AMA ACI ÇEKMENE DAYANAMIYORUM..

Ve onca şeyin ardından, söylenmemesi gereken sözler çat kapı yine beni buluyor.

Belkide sende istemiyorsun böyle olmasını.

Hadi git artık.. Bana dair tek bir satır kalmasın , tek bir cümle olmasın dudaklarında..

Madem sana acı çektiriyorum, madem ben sende pişmanlığı anımsatıyorum bırak bitsin bu çile..

Ben sana acı çektirmek için gelmemiştim..Ağır yaralı yüreğine umut diye girmiştim oysa...

Şimdi bana ne olacak merak ediyor musun dostum?

Yaşadığım sürece hep bir eksik vereceğim...

Artık öznesiz paragrafların içinde, eksik cümle sayılacağım.. Ansızın dalacağım karanlığına..

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken, ben her gece gözlerimi karanlığa dikip aydınlığı bekleyeceğim..

PEKİ;

bari bunu yapmamalıyım sana, sözümü tutmalıyım..Susmalıyım.

Susuyorum…

0 isyan:

“Ve mutluluk bir kibrit çöpü.
Artık ne kadar yanarsa…”